BEYNİMİZİ TANIYOR MUYUZ ?
İnsanın sinir sistemi merkezi ve çevresel sinir sitemi olarak ikiye ayrılarak
incelenir. Merkezi sinir sitemi ise beyin ve
omurilikten oluşur ve sinir hücrelerinin çoğunluğuna sahiptir. Merkezi sinir
sistemi insan bedeninin davranış ve
işlevlerinin tümünü koordine eder ve bir bütün halinde işlemesini sağlar.
Çevresel sinir sistemi ise duyu organlarını, iç
salgı bezlerini ve iç organları omurilik ve beyinle ilişki haline sokan sinir
hücrelerinden oluşur. Bu hücreler bir yandan
merkezi sinir sitemine bilgi taşırken bir yandan da oradan gelen emirleri
uygulamaya koyarlar.Beyin araştırmaları, son yılların en çok ilgi çeken araştırmaları arasında
bulunmaktadır. Buna karşın, şu anda beyin hakkında
bildiklerimiz, henüz bilmediklerimiz yanında çok azdır.
İnsan beyni dıştan
bakıldığı zaman kıvrımlı bir görüntü sergiler; yani tüm yüzey girintili ve
çıkıntılıdır. Gelişmiş canlılarda bu
kıvrım daha fazladır. İnsan içinde aynı durum geçerlidir. İnsan geliştikçe
kıvrımlar artar. Cenin altı aylıkken
insan beyni düzdür; beyin kabuğundaki sinir hücrelerinin bağlantıları arttıkça kıvrımlar artar. Genelde
sanıldığının aksine doğumda insan beyni henüz olgunlaşmamıştır. Yirmili
yaşlarda olağan erişkin gelişim
düzeyine ulaşır.
Sinir hücresinin gövdesi,
beynimizin temel “emir işlevleri”nden sorumludur. Sinir hücrelerinin gövdeleri
dışında bazen çok uzun olabilen
uzantıları bulunmaktadır. Bu uzantıları ile sinir hücrelerinin hedef dokuya ya
da başka bir hücreye bir
ileti göndermesi mümkün olmaktadır. Sinir hücrelerinin haberleşebilmesi için
bu bağlantı noktaları ile birlikte
iletici maddelere de gereksinim bulunmaktadır. Bu hücrelerden beynimizde
yaklaşık yüz milyar adet bulunur. Bu
sayı yaşlanma ile birlikte giderek azalır. Beyin dokusunu bozan bir hastalık
olduğunda ise bu sayı belirgin
olarak azalır ve bunama olarak adlandırılan hastalıklar ortaya çıkar.
Sinir hücreleri en yoğun
olarak beyinin yüzeyinde bulunur, sinir hücrelerinin yoğun olarak yüzeyde
toplanmış olması beynin sanki bir
kabukla kaplanmış görüntüsü verir. Bu kısım bu nedenle beyin kabuğu olarak adlandırılır. Beynin daha
iç kısımlarında da sinir hücreleri yer yer adacıklar oluşturacak şekilde
kümelenmeler gösterir.
İnsana ait insanlığa ait
ne varsa onun eseridir. Sanat, müzik, bilim, teknoloji, mimari güzellikler her
şey onun eseridir. O olmadan hiç
birisinin olması mümkün değildir.
Beyin özellikleri
öğrenildikçe insanı şaşırtan ve insanda hayranlık uyandıran bir organdır.Beyin orkestra şefi
gibidir. Bütün organları dokuları yönetir, yönlendirir. İnsanın bütün
organlarına, yapılarına sinir uzantıları ile
ulaşır beyin.
Her birimizin kendimize
ait ve kendine özgü nitelikler taşıyan beyinleri var. Bizi birbirimizden
farklı yapan da odur. Beynimizi
geliştirmek de yozlaştırmak da belli oranda bizim elimizde. Beynimizin
yeteneklerini iyiye de kullanabiliriz, kötüye de.
Beyini oluşturan yapılar
ve bunların işleyişini sağlayan sistemde bir bozukluk olması ruhsal sorunlar
yaratır. Duygu, düşünme, davranış,
bellek, algılama, öğrenme, yargılama beyinin işlevleri sonucunda ortaya çıkan yaşantılardır. İnsanlarda
çoğu zaman bu yaşantıların soyut ve bedende oluşmayan yaşantılar gibi
algılanma eğilimi vardır. Yüz
yıllardan beri zihin ve beden ayrımı yapılıyor olması psikolojik olanın sanki
gerçekte olmayan, beden dışında
oluşan bir yaşantı gibi algılanmasına yol açmıştır. Oysa beyinde fiziksel ya
da kimyasal etkinlikler sonucunda
oluşmayan hiç bir psikolojik yaşantı yoktur. Başka bir deyişle sevinç, neşe,
keder, üzüntü, gibi bütün psikolojik
yaşantılar beyinde oluşmaktadır.
Beyin, insanın
organlarından birisidir. Nasıl diğer organların işleyişinde bir bozukluk
olduğunda ya da bütünlüğünde bir bozulma
olduğunda o organın işlevlerinde bir bozulma ortaya çıkıyorsa aynı şey beyin
için de söz konusudur.
Beyinle ilgili
hastalıkları kabaca ikiye ayırarak inceleyebiliriz: (1)Ruhsal hastalıklar
(psikiyatrik hastalıklar), (2)Nörolojik hastalıklar.
Genel olarak bakıldığında nörolojik hastalıklarda beyin yapısında, beyin
dokusunda saptanabilen bir hasar
bulunur. Fakat ruhsal hastalıklar için aynı durum söz konusu değildir. Beyinde
zaten var olan fizyolojik bir
süreçte bir artma ya da azalma söz konusudur. Örneğin depresyon dediğimiz
ruhsal rahatsızlıkta beyinde
zaten var olan noradrenalin ve serotonin denilen sinirler arası iletimi
sağlayan iletici maddelerin etkinliği
azalmaktadır. Nitekim serotonin ve noradrenalin etkinliğini arttıran ilaçlar
kullanıldığında depresyon iyileşmektedir
KAYNAKLAR
Andreasen NC (2001) Cesur Yeni Beyin, çev:YB Doğan, Okuyan Us yayınları, 2003,
İstanbul.
Cüceloğlu D (1994) İnsan ve Davranışı – Psikolojinin Temel Kavramları. Remzi
Kitabevi, 5. basım, İstanbul.
Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri AD Öğretim Üyesi