01.09.2007
Başarı nedir sorusuna çoğu zaman doyurucu
bir yanıt bulmak mümkün olmaz. Olması gereken ve olabilecek olan ile
görecelilik işin işine karışınca tanımlamak iyice zorlaşır. Zamandan zamana,
kişiden kişiye, ortamdan ortama doğru gibi görünen tanım değişir. Burada
başarı bu kaygılar içinde kişisel ve toplumsal başarı olarak tanımlanmaya
çalışılacaktır.
Kişisel başarı, varolan koşullarda ve elindeki olanaklarla yapabileceğinin
en iyisini yapmaktır.
Toplumsal başarı ise varolan koşullarda ve eldeki olanaklarla
yapılabileceğin en iyisini yapmaktır.
25.10.2005
"Şu anda elli yaşımı sürerken ........
Pek çok şey bana artık eskisi kadar önemli görünmüyor. Şimdi yirmili
yaşlarına gelen kızlarıma hayretle bakıyorum ve onların yaşındayken
yaşantımın bana ne kadar ciddi, ne kadar yoğun ve hareketli geldiğini
hatırlıyorum. Artık hayatımda o kadar heyecan yok. Yaşadığım sakinlik ve
huzurdan çok memnunum. Bana artık hiç bir şey kızlarıma göründüğü kadar
kesin hatlarla görünmüyor; hiç bir şey o kadar enerji gerektirmiyor. Ama
hatırlıyor ve oralardan şimdi bulunduğum noktaya nasıl olup da geldiğime
şaşırıyorum. En büyük değişim yavaş yavaş (acı verici derecede yavaş) her
şeyi olduğu gibi kabul etmeye başlamam oldu; çok az şeyi değiştirebileceğim
ve dünyada değiştirebileceğim ya da kontrol edebileceğim şeylerin dışarıda
değil tam burada, içimde olduğu gerçeğiyle daha çok uzlaştım."
Susanna McMahon'un İlhan Yayınevi'nden çıkan "Ruhsal Rehberim Yanımda -
Tinsel Yolculuğun Yedi Adımı" adlı kitabından (s. 45) alınan bu cümleler ne
çok şeyi özetliyor insan yaşamı ile ilgili olarak... İnsan, yaşamının her
döneminde yaşamı çok farklı algılıyor ve yorumluyor. Her dönemin kendine
özgü özellikleri var ve her dönem insana bir şeyler öğretiyor. Yaş
ilerledikçe gençliğin coşkusu giderek yerini sakin bir kabulleniş içeren
huzura bırakıyor... Fakat bu huzura ulaşmanın yolu önceki dönemdeki
fırtınalardan sonra, fırtınaları yatıştırarak güvenli bir limana ulaşabilmiş
olmayı gerektiriyor.
08.09.2005
Geçinilmesi Zor İnsanlarla
Geçinme Sanatı
Günümüzde her türlü insan ilişkisinde (sosyal, resmi, kurum içi) başarılı
olmanın önkoşulu her türlü insanla geçinebilme becerisidir. Fakat öyle
insanlar vardır ki onlarla bir çok insan anlaşamaz
ve bu
insanlar geçinilmesi zor insanlar olarak tanınır.
Geçinilmesi zor insanlarla
geçinebilme için gerekli önkoşul insanın kendisini tanıması, olaylar
karşısında ne tür tepkiler göstereceğini, ne tür duygular yaşayacağını öngörebilmesidir. İkinci önkoşul da
yaşadığı duyguların kedisini yönlendirmesini önlemektir. Genellikle size nasıl davranılmasını
istiyorsanız, öyle davranmanız tavsiye edilir. Oysa geçinilmesi zor insanlarla
geçinmek istiyorsanız, onlara onların uyumsuz davranışlarını arttırmayacak biçimde davranmanız
gerekmektedir.
Geçinilmesi zor insanlarla ilişkilerde yapılan yanlışlar:
Karşıdakinin davranışlarını
kişiselleştirme, kendi üstüne alma (Bu kişinin yalnız size değil herkese
aynı biçimde davranıyor olabileceğini unutmayın).
Yaşananlarda kendi payı (kendi
sorumlulukları) ile yüzleşmekten kaçınmak
Çözüm için çaba harcamaktan kaçınmak
ve hep ertelemek
Duyguların davranışları
yönlendirmesine izin vermek
Sürekli yakınmak (bazı durumlarda
sürekli yakınmak sorun ile baş edemediğiniz izlenimi yaratabilir – unutmayın ne kadar
yakınınız olursa olsun hiç kimse yaşadıklarınızı
bütünüyle sizin gibi göremez)
Hep alttan almak, sürekli taviz
vermek
Karşıdakini değiştirmeye çalışmak
Geçinilmesi zor bir
insanla geçinme çabasına girildiğinde ilk yapılması gereken kendi
davranışlarını gözden geçirmektir: (1)karşıdaki
kişinin davranışlarına aşırı duygusal bir tepki verip vermediğinizi gözden geçirin. (2)benzer
özellikleri olan insanlara hemen her zaman geçinme /anlaşma sorunu yaşıyor musunuz? (3)özellikle
duyarlı olduğunuz konular var mı ?
İkinci yapılması gereken
yaşadıklarınızı güvendiğiniz ve yakın hissettiğiniz bir kişi ile
paylaşmaktır. İşe duygular karıştığında insanın
kendi yaşadıklarına tarafsız bakabilmesi ve kendi kusurları ile yüzleşebilmesi pek mümkün değildir.
Üçüncü aşamada yapılması gereken o
kişiyle uygun bir zamanda konuyu görüşmektir. Ancak bu görüşmede üslubun ayarlanabilmesi
çok önemlidir. Karşı tarafı savunma ve saldırıya yöneltecek tutum ve davranışlardan sakınılmalı ve
suçlayıcı olunmamalıdır. Fakat böyle bir endişe, anlatılmak isteneni açık olarak ifade etmeme sonucu
yaratmamalıdır. Karşıdakinin de en az sizin kadar iyi niyetli ve iyi geçinmenin yollarını bulmaya çalışan
bir kişi olabileceğini unutmayın.
Dördüncü aşama her şeyin açık açık
konuşulmasından sonra karşıdakiyle olan ilişkilerde bir farklılık olup olmadığını gözlemektir. Bu
aşamada hem kendisindeki hem karşısındakinde olan değişimleri yakalayabilmesi önemlidir. Bu
aşamada bütün değişimi karşıdakinden beklemek doğru değildir; yaşananları değerlendirme tarzınızda
bir değişiklik olup olmadığını; karşıdakinde daha önce fark edemediğiniz, ama fark ettikten
sonra ona yönelik duygu ve düşüncelerinizde değişiklik yaratan bir durum olup olmadığını gözden
geçirin. Bazen sonradan fark edilen bazı özellikler daha iyi geçinmenin yollarını açmanın yanında
beklenmeyen bir dostluğun gelişimine de olanak sağlayabilmektedir.
Her şeye karşın bir sonuç elde
edemediğinizi düşünüyorsanız, o kişiyle ilişkilerinizi sınırlayın. Kendi pozisyonunuz ve onun pozisyonunu
düşünerek gerekirse iş yerinde değişiklik bile düşünülebilir.
04.09.2005
Duygular iki ana grupta
incelenebilir. Asıl olanlar ve sınırsız sayıdaki konbinasyonlar. Merak,
harekete geçirme işlevi dolayısıyla asıl duyguların başında yer alır. Korku,
yaşamın sürdürülebilmesi için belki de en gerekli duygudur. Utanma, öfke, çaresizlik,
keder, sevinç belli başlı asıl duygular arasında sayılabilir. Asıl duygular belli oranlarda
karışarak ya da iç içe girerek bir çok duygu durumuna neden olur. Asıl duyguların her biri güçlü
bir anlam taşır. Söz gelimi öfke; insanın, bulunduğu ortamda önemsenmediğini,
aşağılandığını, insana ve diğer insanlara haber veren duygudur. İnsan, yaşamıyla ilgili olumlu
ya da olumsuz durumları duygular aracılığıyla fark eder ve çevresine karşı
takınacağı tutumu belirler.
Duyguların özelliklerinin
bilinmesinin, öğrenilmesinin ve kullanılmasının insana neler katabileceğini
düşünebiliyor musunuz ? Ne var ki insana katabilecekleri düşünülmesine karşın,
duyguların özelliklerini bilmek, öğrenmek ve kullanmak hep ihmal edilir.
Kısaca insan bilmelidir ki,
duygular anlamsız değildir. Kendini bilen ve duygularının farkında olan insan her duygu
durumu için ayrı bir davranış stratejisi geliştirebilir.
M. Haluk Özbay'ın Şenol Göka
ile yazdıkları, kendimize, duygularımıza bakma konusunda yardımcı olmayı amaçladıkları "Her Halde İnsan"
(Elips Kitap) adlı kitabın sunuş yazısından
alınmıştır.