SINAV KAYGISI ANABABANIN KAYGISI
MI ÇOCUĞUN MU ?
Üniversite sınavlarında hep görürüz. Herkes heyecan içindedir. İçerde ter
döken çocuklar kadar dışarıda anne ve
babalar da heyecan içindedir – bir kısmı sınav yerinde bir kısmı ise
evlerinde. Çocukları için kaygılanmayan anababa yok
gibidir. Bütün anne ve babalar çocuklarının başarılı olmasını ve iyi bir
meslek sahibi olmasını isterler. Bir yanıyla
yaptıkları her şeyi bu amaçla yaparlar. Yani özde iyi niyet vardır. Fakat ne
yazık ki bu iyi niyetin başarıya
ulaşmadığı çok sık görülür. Hatta bazen anne ve babaların çocuklarının doğal
gereksinimlerini ihmal ettikleri bile
görülür.
Ders çalışma ve üniversiteye hazırlanma çoğu zaman anne ve baba ile çocuklar
arasında çatışma yaratır. İki tarafın da
karşıdakinin duygularını anlamaya çalışmaması çatışmayı çoğu zaman gereksiz
yere büyütür ve uzatır. Bütün
anababalar çocuklarının mutlu olmasını, başarılı olmasını ve ilerde iyi bir
meslek sahibi olmasını isterler – bir tarafın
derdi budur. Doğal olarak önemli bir kaygı kaynağıdır bu. Diğer yanda ise
kendi kimliğini bulma, özerkleşme ve
kendisini ilgilendiren konularda kendisi karar vermek isteyen bir genç. Gencin
bu özellikleri de doğal olarak zorlayıcı ve
belirleyici anne-baba isteklerine karşı tepki doğurur.
Sınava hazırlanan anne babalara büyük görevler düşmektedir. Anne ve babaların
tutum ve davranışları çocuklarının
yaşadığı sınav kaygısını arttırabilir de azaltabilir de. Bu nedenle aşırı
düzeyde kaygı yaşayan çocuğu olan anne ve
babaların bu kaygıda çocuğuyla ilişkilerinin rolü olup olmadığına bakmaları
gerekmektedir. Çocuklar anne ve
babalarının söylediklerine karşı çıksalar bile çoğu zaman yaptıklarından
dolayı içleri rahat değildir. Aslında aşırı
kaygılı olmalarının nedeni tam da budur.
Sanki hiç takmıyormuş gibi görünseler bile çocuklar da başarı ya da
başarısızlıklarına anne ve babalarının ne
diyeceğini düşünürler. Başarısız olurlarsa “anneme babama ne diyeceğim”,
“arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım”,
“akrabalarımın önüne nasıl çıkacağım” şeklinde düşünmeleri onların kaygılarını
daha da arttırır.
Çocuğu için gerekli olan maddi olanakların sağlanması başarı için yeterli
koşul değildir. Bazı ana babalar kendilerinin ne
koşullarda yetiştiğini söyleyip dururlar çocuklarına. Ya da çevrede başarılı
olduğunu düşündükleri ve olanakları
yetersiz bir çocuğu örnek olarak gösterip dururlar. Ders çalışma motivasyonunu
arttıracağı düşünülerek birileriyle
karşılaştırma çok yaygın olarak kullanılır. Fakat amacına ulaştığı pek
görülmez, amacına ulaştığında da çocuk ruhsal
olarak olumsuz etkilenir bundan.
Her
konuda olduğu gibi sınavlarda da belli düzeydeki kaygı başarılı olmak için
mutlaka gereklidir. Bu nedenle yaşanan her
kaygı olumsuz sonuç yaratacak diye düşünülmemelidir. Kaygının aşırı olup
olmadığını değerlendirmek çoğu zaman çok
zor değildir. Daha önceki sınavlarda yaşadıkları, okuduklarını anlayamamaya
başlaması, okul başarısındaki düşme,
uykunun bozulması, sinirli olma, içe kapanma bazı ipuçları olarak
değerlendirilebilir.
Hiç
kaygı duymaması ise iki nedenden kaynaklanabilir: Ya kaygı o kadar şiddetlidir
ki bir çeşit baş etme yolu olarak
kaygısız görünür, ya da gerçekten ne geleceğini, ne başkalarını önemsemediği
için kaygısızdır. İkincisinin bulunup
bulunmadığını ayırt etmek çoğu zaman çok zor değildir – çünkü bu özellikler
yalnız sınav zaman ortaya çıkmaz. Geriye
dönüp bakıldığında çocuğun bu özelliklerinin okul başarısında, arkadaş
ilişkilerinde, aile içi ilişkilerde yansımaları
kolaylıkla gözlenebilir. Bu nedenle üniversite sınavı gibi sınavlarda yaşanan
kaygıyı, sınavın yapılacağı yıl ele almaya
çalışmak yerine, daha önceki yıllardan önlem alınması daha yararlı olacaktır.
Anne ve babalar çocuğunun aşırı
kaygılanacağını düşündüren özellikler bulunduğunu gözlüyorlarsa, çok önceden
gerekli girişimlerde bulunmalıdırlar.
Gencin kendine olan güveni sınav kaygısını etkileyen önemli bir etmendir.
Gencin kendine olan güveni büyük oranda
anne ve babasının kendine ne kadar güvendiği ile ilişkilidir. Çocuğun kendine
güveni ise büyük oranda doğumdan
itibaren anababasıyla ilişkisinde şekillenir. Özgüveni düşük bir çocuğun
yeniden özgüven kazanması kolayca
sağlanamaz. Özgüvensizlikten kaynaklanabilecek sınav kaygısı varsa, ne kadar
erkenden fark edilirse üniversite sınavı
gibi çocuğun yaşamını bütünüyle belirleyecek bir sınavın bundan o kadar az
etkilenmesi sağlanabilir. Bir çok anababa
nasihatlarla bu konuyu çözmeye çalışırlar ve her seferinde de başarısız
olurlar. Çünkü güven duygusu ilişkilerde
kazanılır ya da kaybedilir.
Anababanın yüksek başarı beklentisi, hataları sürekli vurgulayan eleştirici
yaklaşımları, dayak ve benzeri
uygulamalarla çocuğu sindirmeleri, çocuklarını “haylaz, tembel, pısırık,
beceriksiz” gibi olumsuz yargılar içeren
sıfatlarla nitelemeleri çocuğun kendine olan güvenini zayıflatır.
Anne ve babalar kimi zaman çocuklarının sınırlarını iyi değerlendiremezler ve
çocuklarından kapasitelerinin üzerinde
başarı beklerler. Çoğu zaman bu noktada anne ve babanın kendi özlemleri
karışır işin içine – zamanında kendilerinin
yapamadıklarını başka bir deyişle içlerinde kalanı çocuklarıyla telafi etmeye
çalışmaktadırlar.
Kapasitesi ve donanımı olmadığı konular nedeniyle beklenti içine girilerek
çocuklar “beceriksiz” olarak
nitelenmemelidir. Burada akla gelebilecek sorulardan birisi çocuğun
kapasitesinin nasıl değerlendirileceğidir. Kesinlikli bir
değerlendirme yapmak çok kolay bir şey olmasa da çocuğun daha önceki başarı ve
başarısızlıklarına bakmak
yararlı olabilir. Sınıfını zor geçen, yeterince çalışmasına karşın belli bir
başarı düzeyini geçemeyen, çeşitli
denemelerde gösterilen performans, arkadaşları ile ilişkilerde başarı durumu
çeşitli örnekler olarak sayılabilir.
Aşırı düzeyde sınav stresi yaşayan çocukları olan anne ve babalar
beklentilerine kendi istek, özlem ve ideallerinin
karışıp karışmadığını ve çocuklarının kapasitelerini yeniden değerlendirmeleri
yararlı olacaktır.
Bunu başaramazsan ancak şu olabilirsin tarzı bir yaklaşım, çocuğun yaşamı ve
yaptığı işi sevmesini engeller. “Şu
üniversiteye giremezsen ancak şuna girebilir ve şu olabilirsin” tarzı bir
yaklaşım, çocuk gerçekten başarısız olursa
girmek zorunda olduğu üniversiteyi ve mesleğini sevmesini engeller.
Sınavlarda başarılı olmanın bir amaç değil araç olduğu zaman zaman unutulur.
Oysa anababanın çocukları ile ilgili asıl
amacı, kendine yeten, yaşamından ve yaşamaktan memnun, çevresiyle kalıcı
ilişki geliştirebilen bir çocuk yetiştirmek
olmalıdır. Bir çok anababa bu noktada “ben de tam bunun için çabalıyorum”
diye düşünür. Oysa bazı durumlarda biraz
dikkatli bakılınca genel amacın göz ardı edildiği, çocuğun kendi kapasitesi ve
isteklerine uymayan bir yöne
yönlendirildiği kolayca görülmektedir.
Anababaların görevi yalnız çocuklarının iyi bir eğitim almasını sağlamak
değildir, aynı zamanda yaşamı sevdirmek ve
yaşama sevincini aşılamak olduğu unutulmamalıdır. Bazen çocuğun ders çalışması
sağlanmaya çalışılırken ilişkilerin
bozulduğu gözlenmektedir.
Anababalar kendi gençliklerini düşünürlerse bir çok hata yaptıklarını ve bu
hataları konusunda uyarıldıklarını
anımsarlar. Genç insan bir çok hata yaparak dünyayı ve kendini tanır. Üstünde
durulması gereken başarısızlıklardan
ders alınmaması, hataların tekrar tekrar yapılması, yaşamını bütünüyle olumsuz
yönde etkileyecek tarzda hata
yapılmasıdır.
Anababalar bazen çocukları aracılığı ile farkında olmadan birileriyle
yarışırlar. Kendi çocuğu, kardeşinin
çocuklarından daha başarılı olmalıdır. At yarışına sokulan çocuklar açık ya da
gizli isyan ederler.
Çocukları için neden bu kadar aşırı kaygılandıkları sorulduğunda anababaların
cevabı hazırdır: çocuklarını ve onların
geleceklerini düşündükleri için. Fakat çocuğun performansını bozan, anababa-çocuk
ilişkisini bozan, anababanın
günlük yaşantısını etkileyen, benzer durumlar yaşayan kişilerin pek çoğunun
yaşadığından daha fazla olan kaygı söz
konusu ise kişinin kendisinden kaynaklanan yönleri olup olmadığına da bakması
gerekir.
Anababaların tutum ve davranışları Çocukların kaygısını arttıran anababaya ait
etmenler arasında (1)Anababanın
kendi kaygısı, (2)karşılaştırma-kıyaslama, (3)birileriyle yarıştırma,
(4)başarıyı zorunlulaştırma, (5)kişilik
özelliklerini sayabiliriz.
Anababalar kendi kaygıları özellikle çocukları ile ilgili kaygıları nedeniyle
farkında olarak ya da farkında olmadan
çocuklarına baskı yaparlar: “bu kafayla gidersen başarılı olamazsın”, “bak
filancanın çocuğu ne kadar başarılı”,
“başarılı olmak için neyin eksik – bak her şeyin var, ne istersen yapıyoruz”.
Bu yaklaşımlar hemen her zaman çocuğun
kaygısını daha da arttırır.
Anababanın
bazı kişilik özellileri de ailede yaşanan sınav kaygısını arttırabilir: