|
"DÜNYADA
ÖLÜMDEN BAŞKASI YALAN" YA DA
YAŞAYAMAMANIN HÜZNÜ
"Dünyada ölümden başkası yalan", günlük yaşamda çok sık
kullanılan, yakın zamanda da bir şarkı sözü olarak dillerde dolaşan ve içinde
bir çok anlamlar taşıyan bir deyiş. Kullanana ya da kullanıldığı zamana göre,
neredeyse zıt denilecek kadar birbirinden çok farklı anlamlarda ve bağlamlarda
kullanılabilmektedir. Bazen insanı teslim alan, gözden geçirmeyi değil,
bırakmayı, vazgeçmeyi; bazen de yaşanılanları sorgulamayı, geleceği yeniden
kurmayı içerir. Nerede ve ne şekilde kullanılırsa kullanılsın, dünyada ölümden
başkası yalan ile farkına vararak ya da varmayarak ölüm dışındaki tüm
yaşantıların, insanların, değerlerin yalanlanması ve değersizleştirilmesi
ilginç bir noktadır.
"Dünyada ölümden
başkası yalan" kişiye herkes gibi bir gün ölüp gideceğini anımsatmakla
birlikte, yaşanan duygu bu dünyadan göçüp gitmenin korkusu gibi görünmüyor.
Ölümün korku yaşatması beklenir, oysa burada yaşanan daha çok hüzündür;
sorgulanan ölüm değil bu dünyadır, yalan dünyadır. Şarkının ya da
söylemin yarattığı duygu hüzündür. Bu hüzün yaşayamamışlığın, yitip giden bir
şeylerin duygusudur. "Dünyada ölümden başkası yalan", geçip gidenin gözden
geçirilmesi, kaçırılanların yasıdır. İnsanın yaşanabilecekken yaşanamamış
olanların farkına varması ve bunun yarattığı duyguya katlanması kolay
değildir. Herkes kendisine göre bunu aşmanın yollarını arar ve bulur; bazıları
için de bu yol "dünyada ölümden başkası yalan" söylemidir. Görünürde farklı
anlamlar var gibi görünse de kullananların ortak paydası yaşayamamanın
hüznüdür. Kimi dünyevi zevkleri, istekleri değersizleştirir, kimi ölüm ile
insanları imgesel bir eşitliğe ulaştırır, kimi bundan sonrasını daha anlamlı
kılmanın yollarını düşler "dünyada ölümden başkası yalan" derken.
Bu yazıda
"dünyada ölümden başkası yalan"ın ortaya çıkmasında rolü olduğu düşünülen
psikolojik etmenler tartışılmaya çalışılacaktır. Açıklamaya çalışılırken
burada ileri sürülen görüşlerin, bu deyişi kullanan her kişiyi açıkladığını ya
da kullanıldığı her bağlamı açıkladığını söylemek oldukça güçtür. Belki de
çoğu zaman bunların bir karmasıdır söz konusu olan. Yaşayamamakla yakından
ilgili olduğunu düşündüğümüz dünyada ölümden başkası yalanın ortaya çıkmasında
rolü olduğu düşünülen etmenler haz duyarak yaşayamama, eşitleme fantazisi,
yaşamının sorumluluğunu alamama, gerçekdışı beklentiler ve yaşamla ilgili
tasarımlar başlıkları altında ele alınacaktır.
 |
İnsan
ilişkilerinde karşıdakine yüklenenler
|
Yalın olarak
bakıldığında, yaşama yalan denmesi yaşanılanların gerçek olmayan olarak
algılandığını düşündürmektedir. Bir kişinin yaşadıklarının gerçek olmaması,
kişinin yaşadıklarının kendi yaşamak istedikleri, kendisinin belirlediği ve
kendisine ait yaşantılar olmadığını düşündürmektedir. Bu açıdan bakıldığında
imgesel yaşantılarının dışında kalan tek yaşantı ölüm belki de ve yaşadıkları
tek gerçek de ölüm bu kişilerin. Günlük yaşama bakıldığında aşk, sevgi,
dostluk gibi duyguların çoğu zaman şarkılarda, türkülerde, televizyon
dizilerinde oradaki özne ile özdeşim yapılarak yaşandığı gözlenir. Bunlar
gerçek kişilerle yaşanmaz çoğu zaman. Yaşanılıyor gibi görünen zamanların bir
çoğunda da kendi iç dünyasının gereksinimlerine göre şekillenmiş özelliklerin
yüklenmesi söz konusudur karşıdakine. Başka bir deyişle karşıdakinde olduğu
düşünülenler, kendi iç gereksinimlerine göre onda oldurulan, oldurulduğu
varsayılan, ona yüklenen niteliklerdir; ilişkide karşıdakinde olduğu
düşünülenlerin ne kadarı kişide gerçekten bulunanlar olduğu belirsizdir.
Sonuçta da kendi
iç dünyasına göre çarpıtılarak anlaşılmış dünya, kolayca "yalan"a
dönüşebilmektedir. Çünkü gerçekten de yalan o; karşıdakinin olduğu gibi değil
kendi kafasında tasarladığı gibi göründüğünden, kısa bir zaman sonra gerçek
olduğu sanılan yalana dönüşmektedir. Yaşayamamak da gerçek ilişkilerin
kurulamamasıyla ilintili. Gerçek ilişkilerin kurulabilmesi de karşıdakini
olduğu gibi görmek - kabullenmek ve kişinin kendi iç dünyasını iyi
tanıyabilmesi ile çok yakından bağlantılıdır.
 |
Haz duyarak
yaşayamama
|
İnsanın
yaşadığından tad alabilmesi sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. İnsanın
ruhsal yapısı, içrel bazı isteklerini bir yandan doyurmaya, bir yandan da
yaptığı değerlendirmeler ile bu isteğin doyurulmasını önlemeye ya da
ertelemeye çalışan ögeler taşımaktadır. Üstbenlik, bilinçdışı isteklerin ya da
dürtülerin doyum bulmasını önleyen en önemli zihinsel yapıdır. Bu yapı aşırı
geliştiğinde kişinin ruhsal yapısı doyuma izin vermeyen bir nitelik
kazanabilmektedir.
Dünyada ölümden
başkası yalan ile yaşanmış, yaşanabilecek ya da başkasının yaşadığı bütün
doyumlar değersizlendirilir ve yok sayılır. Burada kişi aşamadığı
engellemelerin yaratacağı acılardan kaçınmak için dünyevi zevklerin hepsini
değersizleştirmektedir. Bu zevk ve doyumların değersizleştirilmesi ile
üstbenliğin yasakladığı ya da uygun görmediği dürtülerin doyurulması
gereksinimi ortadan kaldırılır. Ancak bu değersizleştirme sürecinde toplumun
(dolayısıyla üstbenliğin) onayladığı dürüstlük, yardımseverlik ya da
çalışkanlık gibi kavramlar da değersizleştirilmektedir. İlginç bir şekilde bir
yandan üstbenliğin yasakladığı dürtülerin doyurulması gerkesinimi ortadan
kaldırılarak üstbenliğin istekleri yerine getirilirken, bir yandan da toplumun
ve üstbenliğin önemsediği değerler de yalanlanmaktadır. Bu konuda belki de
verilebilecek en güzel örnek bazı toplumsal kuralları hiçe sayıp ilkel
dürtülerine doyum sağlayan kişinin ölümünün ardından da "dünyada ölümden
başkası yalan" diye söylenilmesidir. Çalıp çırpanın sonuna bakıp, "dürtülerine
doyum sağladın da ne oldu" diye sorulur. Çalıp çırpanın dürtüleri toplum
tarafından onaylanmayan dürtüler olduğundan yalana dönüştürmenin daha kolay
olduğu söylenebilir, fakat burada kişi yalnız bu ve benzeri dürtüler için
değil doyum arayan bütün dürtüler için bir genelleme yapar ("çabalama,
uğraşma, didinme, nasıl olsa sonu ölüm") "dünyada ölümden başkası yalan"
derken.
 |
Eşitleme fantazisi
|
Dünyada ölümden
başkası yalan, bir eşitlik fantazisi ve ezilmişliğin onarılmasıdır bir yandan
da. Ölümün sonunda herkes için olduğunu düşünmek, doyum bularak yaşamak ile
yaşamamanın sonuçta farklı bir sona neden olmadığını çıkarsatır.
Yaşayamamışlığın acısı ve hüznü aşılmaya çalışılır bu şekilde. Hem
yaşanabilecekler, hem de başkalarının yaşadıkları önemsizleştirilir,
değersizleştirilir. Bunun da yalnız kendileri için değil herkes için geçerli
olduğu düşünülür.
 |
Yaşamının
sorumluluğunu alamama
|
Bir akıntıya
kapılıp gidilmişçesine, başkaları tarafından belirlenen yaşam gerçekten de
kişinin kendi yaşamı değildir. Böyle yaşanmış bir yaşam ya da yaşantılar
kolayca "yalan" olarak nitelenebilir. Kişinin yaşamını belirlemesi, ne
istediğini bilmesi ve yaşadıklarının sorumluluğunu alabilmesi ile yakından
ilişkilidir.
Yaşamının
sorumluluğunu alamama ve "dünyada ölümden başkası yalan" anlayışı kısır
döngünün iki ucudur aslında. Doyum arayan ve bulan istekler - dürtüler
"dünyada ölümden başkası yalan" ile değersizleştirilirken, bir yandan da
yaşamının sorumluluğunu alma gereksinimi de ortadan kalkmaktadır.
 |
Gerçekdışı
beklentiler
|
İnsanlarla
ilişkilerde gerçekdışı beklentiler sonu olmayan bir sürecin yaşanmasına neden
olur. Örneğin kişinin dünyasını ancak kendisinin değiştirebilecek olmasına
karşın, başkasının "deli gibi sevmesi, dünyasını değiştirmesi" beklenir. Bu
beklenti hiç bir şekilde karşılanamadığı için ya da yanılsama olduğu
anlaşılmadan bir süre sonra bittiğinde yaşananlar kolayca yalana dönüştürülür.
Gerçekdışı beklentiler aslında kişinin iç gereksinimlerini karşılayacak bazı
özelliklerin bir başkasına yüklenmesidir. Bu durumda karşıdakinin bu
özelliklere sahip olup olmadığı çoğu zaman bilinmemektedir.
 |
Yaşamla ilgili
tasarımlar
|
Toplumumuzda insan
yaşamıyla ilgili en yaygın genel tasarım belki de "fani dünya" tasarımıdır.
Dünyada ölümden başkası yalanda bu tasarımın içi (taşıdığı kuramsal anlam)
boşaltılarak yeni bir anlam yüklenmektedir: "Fani dünya"da vurgu ölümlü, gelip
geçici dünyadan çok "öbür dünya"ya iken, "dünyada ölümden başkası yalan"da
vurgu bu dünyada yaşanabilecekken yaşanamayanlaradır.
"Dünyada ölümden
başkası yalan" sonuçta kişinin yaşadıklarıyla, kendisiyle hesaplaşmasıdır. Bu
hesaplaşma sonunda ne kaldığıdır önemli olan. Ne yazık ki çoğu kişide kalan
yaşamı değersizleştiren bir tortudur.
"Ölüyorum tanrım
/ bu da oldu işte // her ölüm erken ölümdür / biliyorum tanrım // ama ayrıca
aldığın şu hayat / fena değildi // üstü kalsın (Cemal Süreyya)" diyebilmek ne
kadar da ilişkili yaşayabilmekle, yaşanamayanları kabullenebilmekle.
E.
Oryal Taşkın -
Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı
|