DEREDEN TEPEDEN YOLCULUK
Yolculuk ne çok anlam taşır içinde: sıla, gurbet, hasret, korku, keyif,
eğlence, özlem, mutluluk, heyecan, ayrılık....
Yolculuk vardır korku uyandırır, yolculuk vardır heyecan. İnsanlar vardır
yolculuk denince büyük bir korku
yaşar, insanlar vardır büyük heyecan. Yolculuk gitmektir. Bir şeyleri
bırakmak, ayrılmak; yeni bir şeylere
varmak, kavuşmaktır. Gidilen yol bazen bir ömür, bazen bir uzaklık, bazen
içdünyanın patikalarıdır. Diğer
yandan onun da zaman içinde, mekan içinde ayrı bir yolculuğu vardır.
Yolculuğu,
herkes kolayca göze alamaz. Yolculuk sevdiklerinden, alıştıklarından
ayrılmanın acısı ile baş edebilme gücüne sahip
olmayı; kendini güven içinde hissederek, yeniyle, yabancıyla karşılaşabilmeyi
gerektirir. Ayrılabilmeyi, sevdiklerinden,
yakınlarından, yaşam içinde sığındıklarından uzaklaşabilmeyi gerektirir.
Bırakın tümüyle kopabilmeyi, bazı kişiler için
geçici olduğu bilinse bile kolay değildir ayrılık. Merak duygusunun
ketlenmemiş olmasını, temel güven duygusunun
gelişmiş olmasını ve özerk davranabilme yetisini gerektirir. Yaşamdan tad
alabilmeyi, hiçbir zaman bitmeyecek olan
günlük işleri bırakabilmeyi gerektirir.
Geleneksel kültürümüzde
yolculuk deyince sıla, gurbet, hasret gelir akla. Gurbet, yad eldir. Gurbet
ellere düşmek, aile ocağından uzaklaşmak;
sıla, kavuşmaktır. Yüzyıllar içinde belleğe kazınan bir tasarım yineleyip
durur sanki kendini: hiç istemeden yollara
düşen, elinde tahta bavuluyla askere, çalışmaya giden ya da göç eden ve geri
dönüp dönmeyeceği belli olmayan bir
yolcunun yolculuğu. Buram buram özlemdir yaşanan. Hiç dinmeyen bir burukluk
hissedilir. Ayrı düşülenler, memleket,
gözlerde tüter. Şarkılar, türküler, filmler onu anlatır. İnsanımız hep kendini
gurbette gibi hissettiğinden midir
nedir; şarkılarda, türkülerde, filmlerde en derinlerden hissedilir kavuşmanın
buruk mutluluğu.
Duygulandıran, hoş bir izlektir gözlenen. Ama madalyonun diğer yüzü gizli bir
ayrılamama halidir. Fakat
yenilerde bir şeylerin değiştiği açıkça görülmektedir. Bayramlarda yolculuk
artık sılaya değil, sahiledir. Merak
etmeden yoksun olduğu açıkça görülüyor olsa da, yolculuk artık tekdüze yaşamda
bir kaçamak, felekten gün
çalmaktır. O da artık ufuklarda görülüyor: keşfetmek isteği eklendiğinde,
heyecanlı bir maceraya doğru dönüşür
yolculuk. “Ben özgürüm” biraz da yolculuk özgürlüğünü taşır. Alıp başını
gitmek, istediğini yapmak, en olmadık
yerlerde istediğin gibi olmak. Heyecan yaşamak, heyecan yaşatmak.
İnsanın belki de ilk yolculuğu, yaşamının ilk yılının sonlarında başlayan
annesinden uzaklaşması ve ondan
ayrılmasıdır. İnsanoğlu bu dönemde kolay bırakamaz ana kucağını. Ondan biraz
uzaklaştığında, sık sık döner
bakar annesine orada mı diye. Bir yanda yeni şeyler keşfetmenin büyük
heyecanı, bir yanda anneyi kaybetmenin
katlanılmaz korkusu. Sonra sonra annesini görmese bile onun varlığını ve
kendisini koruyup kolladığını hissetmenin
güveni içinde yolculuklarını sürdürür. Ne yazık ki herkes aynı şekilde
başaramaz bu ilk yolculuğunu. Bazen de
anneler bırakamaz çocuğunu, yenik düşer korkularına. Çocuklar hemen sezer
annelerinin korkusunu ve daha
fazlasını da kendisi hisseder. Bu yolculuğun bir yanı ayrılmak ise bir yanı da
keşfetmektir. Doğasının en güzel
yönlerinden birisi olan keşfetme isteği / merak duygusu, insanın ayrılabilmeyi
başarmasında en büyük
destekçisidir. Ancak onun da özenle, emek harcanarak geliştirilmesi gerekir.
İnsanların ve kültürlerin yolculuğa
farklı bakış açılarına sahip olmaları işte insanın psikososyal gelişiminde bu
ve benzeri noktaların nasıl aşıldığı
ile yakından ilişkilidir.
Bebekliğinin ilk
yıllarında yaşadığı bu macera, ne kadar da benzer insanoğlunun yaşadığı her
yolculuğa: geride kalanlara güven duyarak
ayrılabilmek, bu güven duygusu içinde korku duymadan yeni yerleri yeni
insanları keşfetmek.
İçdünyaya yapılan
yolculuk için de aynı şeyler geçerlidir. Şu anki durağı ne olursa olsun,
kişiye ne kadar sıkıntı veriyor olursa olsun, o
kişi için en güvenli durak bu duraktır. Bu durağa nasıl gelindiğini anlamak
için geriye doğru gitmek gerekir. Yani
yolculuk bu sefer yeniyi değil, eskiyi keşfedir. Acılı bir yolculuktur bu.
Unutulan duraklara uğranır birer birer.
Fakat her durağın farklı zamanlarda uğranan aynı durak olduğunu görmek çok
şaşırtıcıdır. Yineler durur insan
kendini. İlk durağı bulmak çoğu zaman bir hayaldir, belki de yalnız bir
fantezi. Yinelemenin nasıl katmerlendiği,
yinelemeyi neyin katmerlediğidir önemli olan. Zaman zaman yüreği yanar
yolcunun, umutsuzlanır. Ne yazık ki, başka yolu
yoktur bu yolculuğun. Önce görmek, görebilmek gerekir. Nasıl göremediğini
görmek de ilginçtir. Gördüğünü sandığının,
gördüğü olmadığını görmek büsbütün afallatır yolcuyu. Yolun nereye gittiğini
bilmeden yola çıkmak büyük cesaret
ister. Sonunda, yaptığı yolculuğun kendi yolculuğu olmadığını, fakat kendi
yolculuğunu yapabileceğini görür yolcu.
Yolculukları en çok çocuklar sever; en çok sevinen onlardır yolculuklara, en
çok keyif alan da. Yalnız gidilen yer
değil, gitmek de eğlencedir onlar için. Ne değişir de, insan yolculukları
çocuklar gibi şen yapamaz. Annesinin
babasının artık o zamanki gibi yanında olmaması mıdır değişen. Yoksa merak
duygusu mudur körelen.
Ömür hep gidilen bir yolculuk gibi gelir insana. Bunun sonu olan bir yolculuk
olduğunu bildiğini bilse de bir çok
kişi, çok az gerçekten hisseder onun bir son durağı olduğunu. O zaman anlar
yolculuğunun her anının değerini;
yolculuğunun halen devam ettiğini unutarak iş işten geçmiş gibi görünür o an.
Yolculuk özgürlüğü esas olarak kişinin kendisine tanıdığı özgürlüktür.
Bir ayrılığın, bir yoksulluğun ya da bir ölümün yolculuğu değilse, mutlu eder
her yolculuk insanı.
Ya özlediğine, kaybettiğine kavuşmanın, ya keşfetmenin, yeni yerler görmenin,
yeni insanlar tanımanın,
ya da kendini tanımanın mutluluğu sarar insanı.
Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri AD Öğretim Üyesi